Tuesday, September 11, 2012

Birşeye ihtiyacın olursa haber ver lütfen (15 Eylül 2008 tarihli yazım)

Anneannemi 12 Eylül 2008 Cuma günü saat 23:20'de kaybettik.

Geçen çarşamba yazdığım yazıdan bir saat sonra (içgüdüsel olarak yazdım herhalde bilmiyorum) Kamuş the Great'ı yoğun bakıma kaldırdılar. Giderken bilinci kapalıydı ama akşamına kendisine gelmişti ve oradan çıkarılması için gereken talimatları o halde bile verebiliyordu. Bir de sakinleştirici verildiği halde hemşireye çemkirip "ama elleriniz şişecek" açıklamasına aldırmadan nikah yüzüğünün parmağından çıkarılmasına izin vermedi.

Daha sonrasında, yani perşembe günü, annem yanına gittiğinde rahat mısınız sorusuna evet diye kafa sallayarak cevap vermiş, kıyamam. Bizi allaha emanet etmiş, hakkını da helal etmiş.

Yoğun bakıma kaldırılmadan evvel de abimi soruyodu, cuma günü abim gelip uykuda onunla konuştuktan sonra teslim oldu. Film gibi ama resmen abimi bekledi ölmek için.

Evdeki halimiz de Saturno Contro'yla Trifles arası bir durumdu. Güçlü bir kadının yokluğunda bir araya gelmiş kalabalık bir gruptuk ve anneannemi konuştuk sürekli.

Arasam hala telefonu açacakmış gibi geliyor; morga kaldırılırken de yüzüğünü parmağından çıkarmaya çalışıp da beceremeyen hasta bakıcılara kalkıp "lan bi boku da beceremediniz çarkınıza sıçtıklarım, al yüzüğü al, pezevenkler" diyecekmiş gibi gelmişti.

Kimse bizi yalnız bırakmadı sağolsun, Tömer'den, Hacettepe'den telefonlar yağdı sürekli, çok teşekkür ederim hepinize.

----------------------------------------------------------------------------------

Çok küçükken, yani 3-4 yaşlarındayken, anneannemden kendimce yeterli gördüğüm miktarda ilgi göremezsem koltuğa kapanır, ara ara kafamı kaldırıp "Anane!... Men aaliyom" dermişim.

Anane!... Men aaliyom