İki kadının hikayesi var, bu kadınların ikisi de abla. İlk abla küçük yaşta annesini kaybediyor ve babanın çaresizliği ile kardeşiyle beraber yetiştirme yurdunda büyüyor. 90lı yıllarda yetiştirme yurtlarında yaşanan eziyetleri televizyonda izlediği vakit de, torunlarına bunların yaşanmasına hiç şaşırmadığını söylüyor. Gözü dönen bir yurt ablasının kendisini yıkarken kafa derisini kaynar suyla yaktığını ve sargılı kafayla müdürün onu okula almadığını hala çok iyi hatırlıyor çünkü. Bir de sadece 23 Nisan'da yoğurtlu çorba yapıyor. Onun dışında yoğurtlu çorba ona eziyeti hatırlatıyor, onun için 23 Nisan dışında zinhar yoğurtlu çorba içmiyor.
Bu abla büyüyüp, aldığı eğitimle hemşire olarak çıkıyor yetiştirme yurdundan, kardeşi de pedagog oluyor. İnegöl'deki görevlendirmesinde müstakbel eşiyle tanışıyor ve çok mutlu bir evlilik yapıyor. Eşi neredeyse tüm Türkiye'de yaşamış bir subay çocuğu ve hikayemizin ilk ablasının çalıştığı hastanede genel cerrah. 1 kız, 2 oğlan; 3 çocukları oluyor.
Konuşurken hep doktor diye bahsettiği eşi aynı zamanda politik biri, sözü ve kalemi çok kuvvetli. Bu kuvvetin neticesinde doğuya sürülüyorlar ailecek. Gaziantep'teki yaşamlarında da politik kuvvet devam edince daha da doğuya, Tunceli'ye sürülüyorlar. Ama doktor gitmeyi reddedip devletteki kadrosundan istifa ediyor ve kendi hastanesini kuruyor Gaziantep'te. Böylelikle aile Gaziantepli oluyor.
Doktorun kalemi ilk torununun doğduğu zamanda iyice kuvvetlendiği için önce ölüm tehditleri geliyor doktora, "sabununu kefenini hazırla, geliyoruz" yazılı ve kuru kafalı mektuplar gönderiyorlar kendisine. Sonra da yoksulları parasız muayene etmek için kurduğu Belediye Halk Muayene Odaları'ndan çıktığı bir gün, gelip arabasının içinde tüfekle tarıyorlar doktoru. Oracıkta ölüyor. Eşi de 44 yaşında hastanenin başına geçip ablalıktan Abla'lığa terfi ediyor.
Abla doktorunu kaybediyor ama nasıl oluyorsa aklını yitirmiyor ve ailesine adıyor kendini. 3 çocuğuna ek olarak 5 torun yetiştiriyor ve hepsinin inatçılığına sinir oluyor. Ama torunlarının inatçılığının kendisinden geldiği hiç aklına gelmiyor. Mızmızlanmaktan nefret ettiği için torunlarını çözümcü yetiştiriyor, "söylenme de bir bak bakalım, çözümü var mı, bir öğren"
İkinci abla aslında buralı değil. Büyük göç zamanında ailesi kaçıp buraya gelmiş, kendisi de Türkiye'de doğmuş. Burada doğan ilk kuşaklardan. Olgunlaşma Enstitüsü ablalarından, mezuniyetinden sonra da avukat eşiyle tanışmış, 1 oğlan, iki kız, 3 çocuğu olmuş.
İkinci abla kızının düğününde apansız gelen bir kalp krizi sonucu eşini kaybetmiş. O zamanı ilk ablanın desteğiyle atlatmış neyse ki. Yıllar sonra geçirdiği diz ameliyatı sonrasında da ilk ablanın bitmek bilmez telefonları ikinci ablayı yürütmüş. Demek ki inat kalıtımsal olmakla beraber bulaşıcıymış, hem telefonla da bulaşırmış. İkinci ablanın da 5 torunu varmış. O da koşulsuz sevgiyle büyütmüş hepsini.
İlk abla Kamuran, ikinci abla Nezihat'mış. Doktor Rauf, avukat da Turhan'mış.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment